MENÜ ☰
Çocuk ve Genç » Hikaye, Manşet, Yazarlar » ÜÇ KIZ KARDEŞ / Selin Uçar
Selin UÇAR
ÜÇ KIZ KARDEŞ / Selin Uçar

“Özge, hadi kalk.”
Gözlerindeki kızarıklığı saklamak için başını yastığa gömen kardeşimi yorgun, ifadesiz bir ses tonuyla uyandırdım. Bir yandan büyük bir valiz ararken Özge’nin kalkmadığını görünce dudaklarım çizgi halinde gerildi.
“Özge, kime diyorum, kalksana!” Sesim, bir öncekine göre daha kızgın çıksa da düşüncelerimin hiç de iyi bir yere gitmediğini fark edip, halden anlayan bir abla olarak Özge’nin yatağına oturdum. Dünü düşündüm. Ben Cansu’yu yatırıp, Özge’ye de uyumasını söylediğimde misafirleri uğurlamak için salona geçmiştim ama onun uyumadığını biliyordum.
“Özge, hadi, kalkman gerek.” Yumuşak ses tonum doğrulmasını sağlarken, tek söz etmeyip banyoya gidene kadar başını hiç kaldırmadığını fark ettim. Tabi ya! Başka ne beklenirdi ki ondan? Ağlamıştı. Gözleri şişene kadar odanın camının önünde ağlamıştı. Gururu yüzünden saklasa da yüzünü, benden hiçbir şeyi gizleyemeyeceğini o da, ben de biliyordum. Uzun bir arayış sonrasında çekyatın altından bize yetecek bir valiz bulmuştum. Özge hala banyodaydı ve ben bana yardım etmesini bekliyordum. Banyo kapısını tıklatarak, “Özge çık artık.” dedim ve homurdanma sesleri arasından Özge’nin dışarı çıkmasını izledim.
“Ne var? Ne yapacağız?” Özge’nin, bir şeyleri gizlemek için bolca uğraşılmış gözaltlarına çok kısa bir süre baktıktan sonra, “Valiz hazırlıyorum. Amcamlara gideceğiz.” diyerek odaya geçtim.
“Bir dakika ya, amcamlara neden gidiyoruz?” Hesap sorar tondaki sesi üzerine, “Özge, sinir etme beni! Ne yapmamızı bekliyorsun?” diye çıkıştım ve ikimizin ortak kullandığı elbise dolabını açtım.
“Umay sen on sekizini geçtin, ben de lisedeyim. Altı üstü ilkokula giden bir de kardeşimiz var. Bu evde de kalabiliriz?”
Özge ve her şeyi bildiğini zanneden tavırları… Sakin olmaya çalışarak, “Özge, ben üniversitedeyim anlarım. Ama senin ve Cansu’nun geleceğini düşünmem gerekiyor, tamam mı? Şimdi bana akıl vermeyi bırak ve Cansu’yu kaldır.” dedim. Cümlesini ağzında tutan Özge, ona emir vermemem gerektiğini anlatan bakışlarıyla salona geçti. Bense oflayarak kıyafetleri valize koyuyordum.
“Abla?”
Kapının eşiğinde duran Cansu’ya gülümseyerek baktım ve o sırada aklıma bulaşan düşüncelerin hepsini uzaklaştırdım.
“Günaydın canım.” Yanağına ufak bir öpücük kondurup ona sarıldım. O masum gözleriyle biraz daha bana bakarsa ağlayabilirdim. Özge, benim duygusallaşmamı engelleyerek Cansu’ya “Hadi bakalım, amcalara gidiyoruz. Gel eşyalarını toplayalım.” dedi ve onu içeri götürdü. Onların gidişiyle yalnız kaldığım odanın duvarları, geçmişte bıraktığım anıların izlerini silkelemeye çalışıyor gibiydi üstünden… Çoğu zaman kadraja sığamadığımız aile fotoğraflarımızın çerçeveli resimleri bir bir süslüyordu duvarları. Annem ve babam olmadan bir anda sırtlandığım yük, omuzlarımın daha önce hiç alışmadığı türdendi. İşimi bir an önce bitirip, amcamlara gitmemiz için son hazırlıkları yaptım.
“Umay, hazır mısın?” İçeriden bağıran Özge’nin sorusunu “Evet, çıkabiliriz.” diyerek yanıtladım. Özge odadan telefonunu alırken ben de Cansu’ya montunu giydirdim ve ayakkabılarını bağladım. Bir ömrümüzün geçtiği evimizden, yarım saatlik bir uğraşla bir ömür ayrılıyorduk şimdi… Hepimiz çıktığımızda, kocaman eve değişik duygularla baktık. Cansu, hiçbir şeyden haberi olmaksızın boş gözlerle bakıyordu. Özge’yse kaşlarını çatmış, içten içe kahrolan gözerle…
“Hadi, siz inin aşağı. Ben anahtarı alıp geliyorum.”
Özge ve Cansu merdivenlerden inerken içeri girip anahtarı aldım. Hayır, daha fazla anı hatırlamak istemiyordum. Ama annemin her daim karşısında beş-altı bardak çay tükettiği balkonu nasıl görmezden gelebilirdim ki? Annem, o serin havanın saç telleriyle dansına tanık olduğu her dakika bir yudum daha alırdı çayından; babamsa bir nefes daha çekerdi sigarasından… Geri üflediği dumanı bazen, şakasına anneme yöneltirdi, ne kızardı annem… Özge’yle bense perdenin arkasından onları izler, kikirdeyerek gülerdik. Ah pardon, benimki de laf! Sanki yıllar önce yaşanmış gibi anlattım. Aslında evet, yıllar önce de yaşardık bu olayı. Ama daha iki gün önce de vardı bu evde o huzur, neşe. Ta ki, ikisinin de can verdiği, o korkunç trafik kazasına kadar…
Salondan dolaşırken, yanımdaki duvarda asılı duran annemin ve babamın resmine bakıp, “Sizi çok seviyorum…” dedim fısıltıyla. Yaştan yanan gözlerimle resmi süzdüm. Doyasıya gülümsedikleri fotoğrafı öptüm ve “Sizsiz ne yapacağım, bilmiyorum… Ama ben her çöküşümde sizin ruhunuzdan güç alacağım.”
Kardeşlerimi bekletmeden parmak uçlarımda evden çıktım ve kapıyı kapattım.
Dün, annemi ve babamı kaybetmiştim.
Bugünse asıl hayatıma başladığım ilk günümdü.

📆 16 Mart 2020 Pazartesi 04:27   ·   💬 0 yorum   ·  
Folklor Akademi Dergisi

YAZARLAR

SÖYLEŞİ

ANKET

Sitemizi nasıl buldunuz?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

BAĞLANTILAR