MENÜ ☰
Çocuk ve Genç » Alt Manşet, Hikaye, Yazarlar » KALP CERRAHI / Selin Uçar
Selin UÇAR
KALP CERRAHI / Selin Uçar

Gökyüzünden, zarif bir şekilde yeryüzüyle buluşan kar taneleri, sadece bulunduğu şehre değil, insanların hafızalarına, yüreklerine de dinginlik veriyordu. İzmir’de pek görülmezdi böyle manzaralar. Kışların bile ılık geçtiği bu şehir, her ne kadar karın adını bile hatırlamaz olsa da İzmir’in güzel sokaklarıyla fevkalade bir uyumu vardı karın; İzmir’in asfaltları, gelinlik giymiş bir edayla parlıyordu.
Yumuşak karlar, insanların bedenlerine misafir olmaya devam ederken ben, kalın paltomu, sanki mümkünmüş gibi daha çok kendime çekerek banktaki bekleyişimi sürdürdüm.
Dakikalar, bana sadece o banktaki bekleyişi miras bırakırken soğuk, paltomdan içeri sızmayı başararak tenimi ürpertmişti. Evde yaşamaya alışan bir ev kedisinin sokağa bırakılması kadar yabancıydı bana İzmir’de kar yağması. Kollarım bedenimi sararken, titremeye hazır ellerimi ceplerimin içine kadar soktum ve öylece beklemeye başladım. Artık dayanamayarak kolumdaki saate baktım. Saat 18.30’du. Sıkıntıyla oflayarak çevreme bakındım. Artık soğuyan kahvemi bankın altına bırakarak kalktım. Botlarımın altındaki kara ayak izlerimi bırakarak otogarın girişine yöneldim.
“Bakar mısınız, İstanbul’unki ne zaman gelir acaba?”
Sıradakilere bilet dağıtmakla meşgul olan adamın bakışları bana kaydı ve “Şimdi gelir hanımefendi.” diyerek işine yöneldi. Sıkıntıyla geçirdiğim birkaç dakikanın ardından İstanbul otobüsü otogara yanaştı. Otobüse bakarken, içimdeki kımıltılara engel olamamıştım. Açık kumral saçlarımı omzumun üstünden geriye atarak heyecanla otobüse yöneldim. Merdivenleri teker teker çıktığımda, arka sıralardaki koltukların birinin cam kenarına oturdum ve bavulumu üst bölmelere yerleştirdim. Otobüs boştu, yanıma biri gelene kadar sırt çantamı çıkarıp yanımdaki koltuğa koymaya karar verdim. Burada bekleyerek kaybedeceğim dakikaları telefonumdaki resimlerle mi yoksa kitabımla mı değerlendireceğimi düşünürken, dayanamayarak telefonumu aldım ve tuş kilidini açtım. Birçok fotoğrafın var olduğu galerimi açarak üst sıralardaki fotoğraflara geldim.
“Canım benim.” derken, kardeşimle ikimizin olduğu fotoğrafı açmıştım. Onun, ela gözleriyle uyum sağlayan sarımsı saçlarına hayran hayran bakarken, “Güzelim…” diyerek iç geçirdim. Benden üç yaş küçük bir kız kardeşim vardı, İstanbul’da moda tasarımcılığı okuyordu. Ben tıp okuduğum için biraz geç mezun olmuştum ama onun şu ana kadar mezun olmuş olması gerekiyordu. Doğru düzgün haberleşemiyorduk da, bir bilgim olmamıştı.
Ekranı yana kaydırıp bir sonraki fotoğrafı açtığımda, annem ve babamla olan fotoğrafa gelmiştim. Şımarık bir çocuk gibi, “Ya…” dedim. Onları çok özlemiştim. Daha fazla duygusallaşmak istemediğimden, telefonumu bırakıp kitabıma yöneldim. Birkaç sayfa okuduğumda, otobüsün çoktan dolmuş olduğunu gördüm.
“Bakar mısınız, yanınıza oturabilir miyim?” Gayet kibar olan cümleler, hemen yakınımdan gelmişti. Gülümseyerek “Tabii.” dediğim kadının oturması için koltuktan çantamı aldım.
İzmirİstanbul yolculuğum başlamıştı ve ben heyecandan kitabımı bile okuyamıyordum. Bu kadar sabırsız olmam ve heyecanım, beni bile şaşırtıyordu. Kitabımı okuyamayacağımı anladığımda onu çantama koydum ve biraz uyuyup sakinleşmem gerektiğine karar verdim.

“Adam bayıldı, yardım edin!”
Gözlerimi kırpıştırıp bilincim yerine geldiğinde duyduğum ilk cümleler bunlar olmuştu. Yastık olarak kullandığım çantamı başımdan çekip kendime geldim ve etraftaki telaşın nedenini aramaya başladım. Otobüs durmuştu ve yolcuların bir kısmı ayaktaydı.
“Su getirin!” diye bağırdı yanımda oturan kadın. Herkes aynı noktaya bakınca ben de ayaklanmıştım.
“Neler oluyor?” Soruma cevap veren olmadığında, az önce yanımda oturan kadına hafifçe dokunup sorumu yeniledim. “Bakar mısınız, ne oluyor?” Kadın telaşla, “Kocam, bayıldı.” diye kekeledi. Birdenbire içimdeki hisler ayaklandı. Beş yılımı verdiğim tıp eğitimim, Kalp ve Damar Cerrahisi rütbesinde noktalanmıştı ve artık mezundum. İçimdeki heyecan duygusunu körükleyen yerdeki adam, beni hızla şu kelimeyi söylemeye itti.
“Açılın!” Kalabalığın arasından geçerek hasta adama ulaştım ve hemen yanına çökerek işe yaramasını umduğum kalp masajını uyguladım. “Bir, iki, üç…” diye saymaya başlarken, aynı zamanda “Eşinizin bir hastalığı var mı?” diye sordum tepemdeki kadına. “Evet, kalbinden rahatsızdı.” diye aldığım cevap beni rahat bir nefes almaya itti. Benim alanımdı, kalp ve damar cerrahisi.
“On iki, on üç, on dört.” diye saydığımda, on dörtte birkaç öksürük sesi duydum. Adam, ayılmıştı ve öksürüyordu. Gülümseyerek “İyi misiniz?” diye sordum ve adamdan, “İyiyim, teşekkürler.” cevabını aldım. Bu kadar mutlu olmama şaşıran adam ayağa kalkmaya çalıştığında onu durdurdum ve su içmesini sağladım.
“Şoför Bey sizi en yakın hastaneye bıraksın. Hayati tehlikeyi atlattınız ama her an nüksedebilir.” diyerek bir açıklamada bulundum. Herkes yerlerine geçip olay bittiğinde, hastanede bırakılan çift bana inmeden önce şunları söyledi:
“Çok sağ ol kızım, hayatımı kurtardın. Çok başarılı bir cerrahmışsın sen.” Adama gülümseyerek şu cevabı verdim:
“Ne demek, rica ederim. Bu benim görevim. Ayrıca o kadar geniş bir meslek hayatım yok,” Adam şaşırmış gözüküyordu. “Aslına bakarsanız, iki hafta önce mezun oldum ve ailemin yanına gidiyorum. Benim ilk hastam oldunuz.”
Adam ve kadının yüzünde koca bir gülümseme oluştu ve bana dostça baktılar. Beni tanımasalar bile anne ve baba içgüdüleri onları, “Gurur duyduk kızım.” demeye yöneltti. Onları uğurlayıp yerime geçtim ve herkes duraklarda inmeye başladı. Terlediğimi fark ettim. Bu halime gülerek, durağımı beklemeye başladım.
Tanıdığım sokaklardan geçtiğimizde, hemen ilerdeki ev, içimdeki özlem duygusunu hareketlendirdi. Hızla otobüsten inerek evime yürüdüm. Apartmanın girişini geride bırakıp büyük bir hızla merdivenleri çıktım ve kapıyı çaldım. Saat 21.00 olmalıydı. Kapıyı annemin yorgun bakışları açtı ve karşısında bir mucize görmüş gibi bana baktı.
“Merhaba!” dedim anneme. “Ben Kalp ve Damar Cerrahı Işıl İpek, memnun oldum.” Yukarı kaldırdığım elime bir süre bakakalan annem kendine geldiğinde, elimi görmezden gelerek sıkıca bana sarıldı. Bir süre sonra da tüm aile bireyleri çığlık çığlığa kapıdaydı.

Galeri
📆 16 Ocak 2021 Cumartesi 01:05   ·   💬 0 yorum   ·  
Folklor Akademi Dergisi

YAZARLAR

SÖYLEŞİ

ANKET

Sitemizi nasıl buldunuz?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

BAĞLANTILAR