MENÜ ☰
Çocuk ve Genç » Duyuru, Flaş!, Makale, Manşet » Genç Şairlerin Çocuklara Şiir Yazma Hakkındaki Görüşleri
Genç Şairlerin Çocuklara Şiir Yazma Hakkındaki Görüşleri

siir-yazmak
Bu makale, 24-25 EKİM 2014 tarihlerinde Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarları Birliği tarafından düzenlenen I.ULUSLARARASI ÇOCUK VE GENÇLİK EDEBİYATI SEMPOZYUMU’nda bildiri olarak sunulmuştur.

Doç. Dr. Suat UNGAN
Karadeniz Teknik Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümü
Doç. Dr. Ali Fuat ARICI
Yıldız Teknik Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümü

ÖZET
Bu çalışmada genç şairlerin çocuk edebiyatı ve çocuk şiiri ile ilgili düşüncelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden örnek olay (özel durum) yöntemi uygulanmıştır. Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış mülakatlar aracılığı ile toplanmış, veriler sürekli karşılaştırmalı analiz metoduyla ayrıştırılmış, genç şairlerin çocuk şiirine bakış açıları belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmaya katılan genç yazarların çoğunluğunun çocuk şiiri ve edebiyatı hakkında fazla bilgilerinin olmadığı, çocuklara şiir yazmak gibi bir kaygı taşımadıkları ortaya çıkmıştır.
Anahtar Kelimeler: Genç şairler, çocuk şiiri, çocuk edebiyatı

GİRİŞ
Paleotik, yani Yontma Taş Çağı, iki milyon yıl sürmüş, bu süreçte insanlar doğadaki yiyecek kaynaklarını toplamak ve işlemek için gelişmemiş taş aletler kullanmışlardı. Neolitik – Cilalı Taş -çağında ise insanlar, yiyecek toplama sürecinden yiyecek üretme sürecini başlatmışlar, İnsanoğlunun doğaya müdahale etme becerisini geliştirmesi aşağı yukarı iki milyon yılını almıştır. İnsanın alet yapabilme kabiliyetini sergilemesi onu diğer on milyon canlı türünden farklı kılmıştır. “İnsan ırkı evrimsel başarısını büyük ölçüde alet yapımında ustalaşmaya ve alet yapım ve kullanımını yeni kuşaklara aktarmaya borçludur. Bu nedenle, insanın evrimsel tarihi teknoloji tarihine dayanmaktadır.”(McClellan, Dorn, 2008: 9). Yaşam mücadelesinin zor olduğu bir dönemde insanın, çocuğu ciddiye alıp onun zihinsel gelişimi için çaba sarf etmesi hayal ötesi bir durum oluşturuyordu. Zor doğa şartlarında her an ölmesi muhtemel çocuklara ailelerin umut bağlaması söz konusu olmamaktaydı. Hatta çocukların ölme ihtimali yüksek olduğu için yazılan vasiyetnamelerde onlara yer verilmemekteydi. Çocuğun her daim yetişkin gibi algılandığı, kendisine ait bir dünyasının olmadığı bir ortam, onu erken yaşlarda hayatla mücadele etmeye zorluyordu.
Yerleşik hayatın getirmiş olduğu bazı zorunluluklar, çocukların iş hayatına katılmalarını ve sorumluluk almalarını gerekli kılmıştır. İnsanların farklı toprakta yaşamaları, farklı kabile ve, topluluktan olmaları, farklı dini benimsemiş olmaları ciddi bir rekabete dönüşünce, savaşlarda galip gelme adına genç erkeklerin yetiştirilmesi, onlarda biz fikrinin oluşturulması gereğini doğurmuş, böylece çocuğun itibarı yavaş yavaş toplum içinde oluşmaya başlamıştır. “Antik çağda efendiler, büyüyünce kenti yakacak diye köle çocuklarını öldürmek istemekte, ama henüz bebe oldukları için öldürmekten vazgeçtikleri, altı, yedi yaşlarında olsalar hemen öldürecekleri çocuklar (Polat, 2002:3) toplum önünde değer kazanmaya başlamış, bunların eğitilerek derebeyin hizmetine verilmesi ve askeri açıdan kullanılmaları erkek çocuklarının değerinin anlaşılmasına vesile olmuştur. Savaş meydanlarında boy gösterecek kişilerin çocuk yaştan itibaren eğitilmeye başlanması topluma yeni bir dinamik getirmiş, şövalyelerin eğitilmesi ve yetiştirilmesi bir sisteme bağlanmıştır.
Şövalye olmak uzun süre hizmet etme sonucunda elde edilen bir payedir. Altı, yedi yaşlarındaki bir çocuk ailesinden alınarak iyi bir savaşçı olarak yetiştirilmek üzere bir lordun yanına verilir, lord ise şövalyenin kendisini bir asker olarak yetiştirmesi için ona her türlü imkânı sağlardı. Bu şartlar erkek çocuklarının birey olma ve değer kazanma adına ön plana çıktıklarını göstermektedir. İyi bir savaşçı yetiştirme fikri, erkek çocuklarının fiziki gelişimini ön plana çıkarırken, zihinsel gelişimleri için herhangi bir çabanın sarf edilmediği görülmektedir.
Ispartalılarda yeni doğan çocuklardan yalnızca kuvvetli olanlar hayatta bırakılmakta, zayıf yapılı olanlar ihtiyar heyetinin kararları üzerine ya öldürülmekte ya da Taygetos dağlarının ormanlarına ve tenhalıklarına bırakılarak ölüme terk edilmekteydi (Aytaç, 2009:11 ). Platon, Devlet adlı eserinde, yeni doğan çocukların anne babalarını bilmemesi gerektiğini ileri sürer. Bu yüzden çocuklar doğumdan hemen sonra anneden alınıp uzaklaştırılır. Devlete ait bakım evlerinde, yabancı anneler tarafından bakılıp yerleştirilir. Aynı dönemlerde doğmuş çocuklar, birbirlerine kardeş ve bacı derler. Platon işte bu yolla herkesin kişisel alınyazısını, devletin çıkarlarına bağlamak, diğer bir deyimle, insanlar arasında tasada ve kıvançta tam bir ortaklık yaratmak istemiştir (Aytaç, 2009: 38).
Matbaanın getirmiş olduğu aşırı bilgi yükü çocuklar için yeni bir dünyanın işaretlerini vermiş, onunla birlikte gelişen bilgi patlaması da çocuklara ayrı bir alanın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bilginin seçkin kesimin elinden alınıp halka kadar yayılması, kendi içinde de dar alanlara bölünmesini gerekli kılmış, bu süreç Çocuk Edebiyatı alanının oluşmasına olanak sağlamıştır.
Matbaa sözel kültürün ve onun değerlerinin ikinci plana atılmasına neden olmuş, insanların, sesleri dinlemelerin yerini sessiz okumalar alırken birey içine kapanarak toplumdan soyutlanmaya başlamış, okuduğu ile düşünce dünyasında arasında ben fikrini oluşturarak bireyselleşmesini gerçekleştirmiştir. Bireyselliğinin oluşması aynı zamanda bireyin değerini ortaya koymuş, bireyin değeri ona atfedilen sorumluluğu artırmış, sorumluluklar gelecek adına bireyde bir değer birikimini oluşturmuştur.
Eğitim vasıtası ile özellikle çocuklara yüklenilen anlam, bir milletin geleceği ile hayallerini çocuklar üzerinde gerçekleştirme ihtimallerini artırmış bu da eskinin aksine onların çocuğa vermediği- yüklemediği- sorumluluğu ve değeri artırmıştır. Çocuğa verilen değer, ona yüklenilen kıymetle birlikte ağır bir yük getirmiş, bu yük aile ve toplum bazında değişkenlik göstermekle birlikte özelinde çok ağır bir sınavı da barındırmaktadır. “16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa’da dört grup, çocukların okuryazar olmasını desteklemektedir: Tüccarlar, çocukların ticari belgeleri okuyabilmeleri için; Lutherciler, çocukların hem ana dili ile yazılan İncil’i okuyup anlamaları; hem de kiliseye karşı yazılan protestoların okuyabilmeleri için, Katolikler, Kitab-ı Mukaddes’e karşı çocukların daha derin bir bağlılık taşımaları için, Puritenler ise, toplumun ahlaki açıdan ilerlemesi için çocukların kitap okuması, okuryazar olmasını savunuyorlardı” (Postman, 1995: 54).
Sanayi inkılabıyla birlikte çocuk iş gücüne duyulan ihtiyaç, onların eğitimini sekteye uğratmaya artırmış, bu ihmal 1850 yıllarına kadar devam etmiştir.
1850-1950 yılları arasında çocukluğun öneminin iyice kavranıldığı bir dönemdir. Amerika’da endüstrinin çeşitli kollarında çalışan çocukları bu iş sahalarından çıkarılıp okullara çekilmesinde yoğun çaba harcanır. Ayrıca, çocuk, kendi eşyasına, giyimine, edebiyatına ve sosyal alanına sahip çıkmaya başlar. Bunun sonucunda ise çocuk, yasalar karşısında yetişkinlerden ayrıcalıklı bir konuma gelir. Ayrıca, modern ailelerin ortaya çıkmasıyla çocuk, ilgi odağı haline gelir. Aileler, çocuklarıyla empati kurar, şefkat gösterilerinde bulunur ve çocuğun yetiştirilip geliştirilmesinde en büyük sorumluluğun kendilerinde olduğu fikrini kabul eder(Postman, 1995: 88).
Morse’nin telgrafı bulmasıyla iletilerin araçlar vasıtasıyla da inşalara aktarılması, bilginin niteliği ve niceliğini de değiştirir olmuştu. Çünkü, Morse ile birlikte elektriğin hızını keşfeden Amerika’da 1850 ile 1950’li yıllarında buluşlar (kamera, telefon, pikap, sinema, radyo ve tv. gibi) birbirini izler. Elektrikli iletişimin gelişimine paralel olarak resim, imge, dil ve edebiyat alanında yenilikler birbirini takip eder. Elektrik ve grafik devrimleri televizyonun buluşuna neden olur. Bu buluş çocukluğun tarihi gidişatını bir anda başka bir yöne çevirir. Bu dönemden sonra, çocuklukla yetişkinliğin sınırlarının yeniden çizildiği oldukça yeni ve farklı bir süreç başlar. Çünkü televizyonun bulunması, yetişkinin olduğu kadar çocuğun da tek bir düğmeye dokunmasıyla sonsuz bilgiye ulaştığı yeni bir çağın başlangıcı olur (Can, 2014:17).
Teknolojik unsurlar çocuğa hitap etmenin imkânlarını genişletmiş olmasına rağmen çocuk edebiyatının değerinde bir azalma olmamıştır. Çünkü görsel unsurlar edebiyata muhtaçtır. Kurt’un (2014) yaptığı araştırmada TRT çocuk kanallarında Keloğlan, Pepe gibi programların çocukların cümleleri akıcı olarak sıralayabilme, düzgün cümle kurabilme, rica cümlelerini kullanabilme ve farklı kelimeleri cümle içinde kullanabilme becerilerini kazandırdığını ortaya koymuştur. Özellikle her başarılı tv programının başarısını kaliteli esere borçlu olduğunu düşünürsek, çocukların dilsel gelişiminde, kelimeleri güzel kullanma becerilerini yakalamaları, ancak iyi edebi eserlerin televizyon programlarına aktarılmasıyla mümkün olacaktır.
Milletlerin kültürel miraslarını genç nesillere miras olarak değil de emanet olarak bırakma düşüncesi aynı zamanda o gençliğin en iyi şekilde yetiştirilmesi gerçeğini de beraberinde getirmiştir. İnsanlar çocukları kendi soylarından olduğu için değil, kendi soylarını sürdüreceği için sevmeye ve onları eğitmeye başladılar.
Çocuk edebiyatının gelişmesi ile birlikte çocuk şiirleri de yeni bir alan oluşturmuş, eskilerin kendilerini geliştirsin bizi anlasın görüşü yerine, artık çocuğun ayağına giden, ona kendini anlatma gayretini taşıyan yazarların doğmasına vesile olmuştu. Yeniçağla birlikte şairler, anlaşılmaları için çocukların hamle yapmasını beklemeden kendileri onların seviyesine inmeyi uygun bulmuşlardı. Burada çocuğa verilen değerin ve ona olan bakış açısının değişmesinin büyük bir etkisi vardır.
1.1 Şiir ve Çocuk
Şiir dili üst bir dil olduğu için şiir vasıtasıyla çocukların kelime dağarcığı anlatımı zengin, çağrışımı çeşitli, inceliği olan sözcüklerle geliştirmek mümkün olmaktadır. Ana dilin güzelliğini yansıtan şiirler, çocukta ifade gücünü artırmakla birlikte, dilin ses ve ahenk yapısını çocuğun belleğine aktarmakta böylece çocukta ritim duygusu oluşmaktadır.
Türk tarihinde çocukların çocuk edebiyatı ile karşılaşmaları hikâye tarzı ile değil, şiir ile olmuştur. Çocuk şiiriyle ilgili ilk çalışmalar Tanzimat döneminde başlamıştır, diyebiliriz. Ancak bu dönemden önce 18. Yüzyılda Nabi’nin Hayriye’si ve Sünbülzade Vehbi’nin Lütfiye’sinin çocuk şiirinin kaynağını oluşturabileceğini düşünenler de vardır (Ungan ve Arıcı, 2011:265).
Osmanlı şiir geleneğinin temsilcilerinin çocuklara şiir yazarken bile divan şiiri anlayışından taviz vermedikleri görülmekte, şiirlerde ağdalı kelimeleri kullandıkları, mecaz ve benzetmesi bol olan kelimeleri seçtikleri görülmektedir. Divan şairlerinin halk şairlerinin şiirlerini benan hesap (parmak hesabı) diye küçümsedikleri, onları Manav Seydi’ye benzettikleri, hatta halk şairlerinin bile divan şairleri gibi yazmaya özendiği bir ortamda, divan şairlerinin çocuklara, onların anlayacağı üslupta şiir yazmalarını beklemek fazla iyimserlik olur. Aytaç (2001) Türk edebiyatında çocuklara yönelik şiirin iki ayrı yönde geliştiğini, birinci gruptaki şiirlerin genellikle çocuk duyarlılığını yansıtan şiirler olduğunu, ikinci grupta yer alan şiirlerin ise çocuktan söz eden şiirler olduğunu, edebi geleneğimize baktığımızda ikinci gruptaki şairlerin fazla olduğunu söylemektedir. Çocuk için yazma ile yazarken çocuktan bahsetme arasında üslup ve yaklaşım açısından çok büyük farklar bulunmaktadır.
Çocuklara şiir yazma geleneğinin tam oturmadığı bir ortamda çocuklara doğrudan şiir yazacak şairlerin yetiştirtilmesi oldukça zor olmakta, yazdığı şiirlerde çocuktan bahsetme durumu çocuklar için şiir yazmaya bir geçiş dönemi oluşturmaktadır. Çünkü divan edebiyatımızda çocukları konu alan şiirlere bile rastlamak çok zor olmaktaydı. Okay (1991) eski edebiyatımızda çocukların ilgisini çekecek konuların olmadığını, hatta çocuklarla ilgili bir konunun bile bulunmadığı kanaatindedir. Sorduğu “Divan edebiyatında ve çağının romanı-hikayesi demek olan mesnevilerde çocuk kelimesi kaç defa geçer acaba?” sorusuna şöyle yanıt verir: Bu kadarcık bir aramanın bile bize üzüntü verecek neticeye ulaşacağına eminim. Fuzuli Leyla vü Mecnun’da, Şeyh Galip Hüsn ü Aşk’ta bu kahramanların çocuklarından bahseder. Ama ne çocukluk? Daha beşikte ve okul çağında aşk, ıstırap, irfan yüklü mahlûklar (Ungan ve Arıcı, 2011:266).
Çocuklara şiir yazma geleneğinin olmadığı bir toplumun bireyi olan genç şairlerimizin çocuklara şiir yazma kaygılarının gelişip gelişmediği sorusu, bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
1. Araştırmanın Modeli
Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan, örnek olay (özel durum) yöntemi benimsenmiştir. “Örnek olay çalışması adından da anlaşılacağı gibi, özel bir durum üzerine yoğunlaşır. Bu örnek olay bazen bir olay, bazen bir kişi ve bazen de bir grup olabilir. Bu yöntemin en önemli avantajı araştırmacıya çok özel bir konu ya da durum hakkında yoğunlaşma fırsatı vermesidir” (Çepni, 2009: 66).
2. Verilerin Toplanması ve Analizi
Araştırmanın verileri yarı yapılandırılmış mülakatlar aracılığı ile toplanmış, veriler sürekli karşılaştırmalı analiz metoduyla analiz edilmiştir. “Genel bir anlatımla sürekli karşılaştırmalı veri analizi, incelenen verilerin tümevarım kategori şeklinde kodlanması ve aynı zamanda incelenmekte olan verilerle sürekli olarak karşılaştırılması işlemini kapsamaktadır” (Ekiz, 2009: 91). Bu doğrultuda veriler kodlanmış, kategorilere ayrılmış, sonrasında analiz edilerek raporlaştırılmıştır.
3. Evren ve Örneklem
Çalışmanın evrenini 2013-2014 eğitim öğretim döneminde Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesinde formasyon eğitimi alan 250 öğrenci oluştururken, örneklemini bu öğrenciler arasında şiir yazan 10’u kadın 17 öğrenci oluşturmuştur.
4. Bulgular
4.1. Katılımcılara Ait Kişisel Bilgiler: Cinsiyet ve Çocuk Şiiri Yazma Durumları
tablo 1

Tablo 1’de katılımcıların cinsiyeti, çocuk şiiri yazma durumları ve çocuk şiiri yazma nedenlerine yer verilmiştir. 17 katılımcıların 10’u kadın, 7’si erkektir. Katılımcılardan yalnızca 4’ü daha önce çocuk şiiri yazmıştır. 13 katılımcı çocuk şiiri yazmadığını belirtmiştir.
Çocuk şiiri yazan katılımcılar Ö1, , Ö5 ve Ö11’dir. Ö1, Ö2 ve Ö5 yazma nedenini çevrelerindeki bir kişiye yardım, Ö11 ise çocuklara ve şiire ilgi olarak belirtmiştir.
Ö1 ve Ö5 bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:
Ö1: “Yeğenimin proje ödevi olduğu için çocuk şiiri yazdım.”
Ö5: “ Yeğenimin özel isteği sebebiyle yazdım.”
Çocuk şiiri yazamayan katılımcılar, Ö3, Ö4, Ö6, Ö7, Ö8, Ö9, Ö10, Ö12, Ö13, Ö14, Ö15, Ö16 ve Ö 17’dir. Bu katılımcıların çocuk şiiri yazmama sebepleri şu şekilde sıralanabilir:
1. Çocuk şiirleriyle ilgili bilgiye sahip olmama
2. Çocuk şiirleri dışındaki şiir türlerinde yazma alışkanlığına sahip olma
3. Çocuk şiiri yazmanın zor olduğu düşüncesi
4. Çocuklara karşı ilgisiz olma
Çocuk şiiri yazmayan katılımcılardan Ö3, Ö4, Ö7 ve Ö10 şu düşüncelere sahiptir:
Ö3: “İleri yaşlarda şiire ilgi duymaya başladığım için çocuk şiirinden anlamam.”
Ö4: “Daha çok duygusal konulara eğilimim var.”
Ö7: “Çocukken çocuk şiiri diye bir kültürle eğitim görmedim. Çocuklara nasıl ve ne ölçüde şiir yazılır bilmiyorum.”
Ö10: “ Çocuklara karşı fazla bir ilgim yoktur. Onlara şiir yazmak için onları anlamak, yaşamak gerek. Ben ise çocuklara o kadar yakın değilim.”
1.1. Katılımcıların Çocuk Şiirini Tanımlarken Çocuk Şiirine Yüklediği Özellikler
tablo 2
Katılımcılardan çocuk şiirini tanımlamaları istenmiş, alınan cevaplar Tablo 2’de gösterilmiştir. Bu konuyla ilgili yöneltilen soruya Ö6 ve Ö11 cevap vermemiştir. Çocuk şiirine yüklenen özellikler ve bu özellikleri yükleyen katılımcılar şu şekilde sıralanabilir:

1. Basit/ Anlaşılır Olma: Ö1, Ö3, Ö10, Ö16 ve Ö17.
2. Didaktik Olma: Ö1, Ö2, Ö8, Ö9, Ö12, Ö13, 14 ve Ö15.
3. Biçimsel Özelliklere Sahip Olma: Ö3, Ö5, Ö7 ve Ö12.
4. Çocuk Duygularına Hitap Etme: Ö4, Ö14 ve Ö16.
5. Hayal Gücünü Geliştirme: Ö8, Ö9 ve Ö15.
6. Çocuk Konusunu Ele Alma: Ö10.
Ö3, Ö10, Ö14 ve Ö17’nin konu ile ilgili görüşleri şöyledir:
Ö3: “Kafiyeli, ölçülü yazılan ve anlaması kolay olan şiirler.”
Ö10: “Çocukların anlatıldığı ve çocukların anlayacağı şiirler.”
Ö14: “Çocukların duygularına hitap eden ve onları doğruya yönlendiren daha çok
eğitici ve geliştirici yazılar.”
Ö17: “Daha yüzeysel ifadeler olması gerekiyor; çünkü çocuklar somut şeyleri anlayabilir.”
1.1. Katılımcıların Şiirlerinde Çocukluk Dönemi Etkileri
tablo 3
Tablo 3’te katılımcıların yazdığı şiirlerde çocukluk döneminin etkileri ve nedenleri gösterilmiştir. 17 katılımcının 14’ü şiirlerinde çocukluk dönemi etkisinin olduğunu ifade etmiştir. 3 katılımcı ise şiirlerinde çocukluk dönemi etkisinden söz edilemeyeceğini belirtmiştir.
Şiirlerinde çocukluk dönemi etkisinin olduğunu belirten katılımcılar, Ö1, Ö2, Ö4, Ö6, Ö7, Ö8, Ö9, Ö11, Ö12, Ö13, Ö14, Ö15, Ö16 ve Ö17’dir. Bu katılımcılardan Ö1, Ö8, Ö14 ve Ö16 çocukluk dönemi etkisinin nedeni ile ilgili görüş bildirmemiştir. Görüş bildirenlerden yalnızca Ö12 bu etkinin nedenini çocukluk özellikleri olarak belirtirken, diğer katılımcılardan etki sebebi olarak yaşantılar cevabı alınmıştır. Ö3, Ö5 ve Ö10 ise şiirlerinde çocuk dönemi etkisinin olmadığını söylemiştir.
Ö7, Ö12 ve Ö15 konuyla ilgili şu görüşleri bildirmiştir:
Ö7: “Çocukluk döneminde yaşananların bütün yaşamda etkisi görülür. Haliyle şiirlere de yansır.”
Ö12: “Şiirlerimde çocukluk dönemimin etkisi vardır. Çünkü bana göre çocukluk masumiyet kelimesiyle özdeştir. İnsanların temiz taraflarını bulması ve bunu benimsemesiyle sorunlar çözülecektir.”
Ö15: “ Anılarım ve yaşanmışlıklarımdan kalan kırıntılardan şiirlerim etkilenmiştir ve bunlar şiirlerin oluşmasında etkili olmuştur.”

1.1. Katılımcıların Çocuklar İçin Şiir Yazan Şairleri Tanıma Durumları
tablo 4
Tablo 4’te katılımcıların çocuk şiiri yazan şairleri tanıma durumları gösterilmiştir. 17 katılımcıdan 10’u çocuk şiiri yazan şairleri tanıdığını söylemiştir. Bunlardan yalnızca 7’si şair ismi sayabilmiştir. Şair ismi sayan katılımcılar Ö2, Ö6, Ö7, Ö8, Ö9, Ö11 ve Ö13’tür. Şairleri tanıdığını söyleyen fakat şair ismi sayamayan katılımcılar Ö4, Ö12 ve Ö 14’tür. Ö1, Ö3, Ö5, Ö10, Ö15, Ö16 ve Ö17 ise çocuk şiiri yazan şair tanımamaktadır.
Katılımcıların tanıdığı şairler şöyle sıralanabilir: Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü, Gülten Dayıoğlu, Tevfik Fikret, Arif Nihat Asya, Nazım Hikmet, Mehmet Emin Yurdakul, Sezai Karakoç, Mehmet Akif Ersoy, Atilla İlhan ve İbrahim Alaattin Gövsa.
1.1. Katılımcıların Çocuk Şiiri Yazma Zorluğunu Değerlendirme Durumları
Katılımcılara çocuk şiiri yazmanın kolay olup olmadığı sorulmuştur. 17 katılımcının 15’i çocuk şiiri yazmanın zor olduğunu belirtmiştir. Çocuk şiiri yazmanın kolay olduğunu ifade eden katılımcılar Ö1 ve Ö11’dir. Ö14 ve Ö16 ise çocuklar için şiir yazmanın zor olduğunu ifade etmiş fakat bununla ilgili bir neden söylememiştir. Katılımcı görüşleri şöyle belirtilebilir:
Çocuk şiiri yazmak kolaydır çünkü…
Ö1: Diğer şiir türlerine göre basittir.
Ö11: Kalbi kirlenmemiş herkes için şiir yazmak kolaydır.
Çocuk şiiri yazmak kolaydır çünkü…
1. Çocuğa göre bir şeyler yazmak, çocukla ilgili bilgi sahibi olmayı ve çocuğu iyi tanımayı gerektirir: Ö2, Ö7, Ö10.
2. Çocuğun anlayabileceği bir dili kullanmayı gerektirir: Ö3, Ö5, Ö15, Ö17.
3. Çocukların gelişim özelliklerini iyi bilmeyi gerektir: Ö6, Ö12.
4. Çocuk üzerine eğitim almayı gerektirir: Ö7, Ö13.
5. Çocuk özelliklerine sahip olmayı ve onlar gibi düşünebilmeyi gerektir: Ö4, Ö8, Ö9, Ö10.
Konu ile ilgili katılımcı görüşleri şu şekildedir:
Ö6: “En zoru bence çocuklara yazmaktır. En hassas, en kritik, en geniş kapsamlı düşünenler onlardır. Gelişim açısından çocuğa verilecek olan her neyse tam ve dikkatli verilmelidir. Ayrıca onların psikolojisi ve gelişimi de bilinmelidir.”
Ö7: “Kolay değildir, ama zorluğunun, çocuk dünyasını keşfedememiş şairlerce öne sürüldüğünü düşünüyorum. İyi bir eğitim görmeden şiir yazılmamalıdır.”
Ö9: “Yetişkin olup da hayata atıldıktan sonra geri dönüp o çocukluk penceresinden bakabilmek herkesin yapabileceği bir şey değildir.”
Ö10: “Çocuklar karmaşık, hayalperest düşüncelere sahiptir. Onlara şiir yazmak için, onları çok iyi anlamak, analiz etmek gerekir. Bir o kadar da heyecan solu bir ruha sahip olmalı insan.”
1.2. Katılımcıların Çocuk Şiiri Yazarlığı Algısı

Katılımcılara: “Size çocuk şiiri yazarı denilse, bu sizde gizli bir küçümsenme duygusu oluşturur mu, neden?” sorusu yöneltilmiş, 17 katılımcının 2’sinden: “Küçümseme duygusu oluşturur.” cevabı alınmıştır. Küçümseme duygusuna kapılacağını söyleyen katılımcılar Ö1 ve Ö13’tür. Bu durumu:
Ö1, çocuk şiirinin önemsenmemesine, ilgi görmemesine ve basit görülmesine bağlamaktadır ve bu durumların şairde olumsuz önyargılara sebep olacağını düşünmektedir.
Ö1: “Küçümseme duygusu oluşturur çünkü, diğer şiirlere göre basit ve kolay olduğu için çok ilgi görmez ve önemsenmeyebilir. Bu da bende olumsuz bir önyargı oluşturabilir, gelecekte yazacağım şiirler için. Ayrıca çocuk şiiri yazmak, anlam derinliği istemeyen ve ilk okunduğunda anlaşılabileceği ve fazla süslü olmayacağı için basit görülebilir. Yani kısacası, çocuk şiirini yazmak dışarıdan bakıldığında kolay gibi görüldüğü için bana böyle bir tabirin kullanılmasını istemem.
Ö13 ise, çocuk şiirinin basit görüldüğü düşüncesindedir.

Diğer 15 katılımcı ise çocuk şiiri yazarı olduğunu düşünüp küçümseme duygusuna kapılmamıştır. Katılımcılardan alınan cevaplara göre bu durumun nedenleri şöyle sıralanabilir:

Çocuk şiiri yazarlığı:
1. Saygındır: Ö2, Ö6, Ö10, Ö11, Ö14.
2. Eğitim gerektirir: Ö6, Ö7.
3. Zordur: Ö8, Ö9, Ö15, Ö17.
4. Geleceğe yatırımdır: Ö6, Ö12, Ö16.
Ö3, Ö4 ve Ö5 adlı katılımcılar çocuk şiiri yazarlığı olmaları durumunda küçümseme duygusuna kapılmayacaklarını ifade etmişler fakat bununla ilgili gerekçe sunmamışlardır. Gerekçe sunan katılımcılardan Ö6, Ö9, Ö11 ve Ö12’nin görüşleri şu şekildedir:
Ö6: “Aksine saygı duyarım, çünkü daha idealist bir olaydır çocuklara şiir yazmak. Yalnız normal şiirler daha edebî gelir bana, sebebi çocuklara şiir yamanın eğitim gerektirmesidir.”
Ö9: “Hayır asla küçümseme duygusu oluşturmaz, çünkü yetişkinlere yönelik şiir yazmaktan daha zor bir iştir çocuk şiirleri yazmak….”
Ö11: “Kesinlikle oluşturmaz, gurur duyarım. Şiirde ulaşılmış en yüksek düzeydir çocuk şiiri yazarı olmak.”
Ö12: “Hayır oluşturmaz, çünkü çocuk şiiri yazmak bir toplumun geleceğini oluşturmaktır.”
5. Sonuç ve Değerlendirme
Bu çalışmada araştırmaya katılan on yedi genç şairin çocuk şiirine genel olarak ilgilerinin olmadığı görülmüştür. Buna gerekçe olarak da çocuk şiiri hakkında fazla bir bilgi birikimlerinin olmadığını dile getirmişlerdir. Genç şairler şiir yazmalarında çocukluğun etkisinden bahsederken çocuklara şiiri yazmayı hiç düşünmediklerini de dile getirmişlerdir. Genç şairlerin beşi çocuk şiirlerini basit bulurken, sekizi didaktik, dördü ise biçimsel olması gerektiğini düşünmüşlerdir.
Araştırmaya katılan şairler, çocuklar için şiir yazan şairleri de tanımamaktadırlar. Şairler, çocuk şiiri yazmanın zor olduğunu, çocuğun psikolojik ve gelişim özelliklerinin bilinmesi gerektiğini dile getirmişlerdir.
Bu çalışmada gençlerin çocukken yeteri kadar yazar ve şairler ile karşılaşmadıkları, lisans seviyesinde aldıkları eğitimde çocuk edebiyatı dersinin olmadığı görülmüştür.
Günümüzde edebiyat öğretmeni yetiştirmenin ana kaynağı durumunda olan Edebiyat Fakültelerinde çocuk ve genç edebiyatı dersinin olmamasının çok büyük bir sorun olduğu, edebiyat öğretmeni adaylarının çocuk edebiyatı bilgisi eksikliklerinin yanında liselerde okutulmakta olan yüz temel eserden de habersiz oldukları bilinmektedir. Edebiyat fakültelerinde mutlak şekilde genç edebiyatı dersinin konulması ve çocuk edebiyatı dersinin ve öneminin edebiyat öğretmeni adaylarına tanıtılması gerekmektedir.
Okuma alışkanlığının temel eğitim ve liselerde kazanıldığını göz önüne aldığımızda özellikle çocuk edebiyatı ile tanışmış, yüz temel eseri okumuş, çocuk dergilerinden haberdar genç öğretmen adaylarının yetiştirilmesi elzem durumdadır.

KAYNAKÇA

Aytaç, K:. (2009) Avrupa Eğitim Tarihi Doğu Batı Yay. Ankara
Aytaş, G. (2011) Hece Dergisi, Türk Şiiri Özel Sayısı, İstanbul
Can, D.T. (2014) Çocuk Edebiyatı Giriş, Eğitim Kitabevi Konya
Çepni, S. (2009). Araştırma ve Proje Çalışmalarına Giriş. Trabzon.
Ekiz, D. (2009). Bilimsel Araştırma Yöntemleri, Yaklaşım, Yöntem ve Teknikler. Ankara: Anı Yayıncılık.
Okay, M. (2011) Kültür ve Edebiyatımızdan, Akçağ Yay. Ankara
Postman, N. (1995) Çocukluğun Yok Oluşu, Çev, Kemal İnal, İmge Yay. Ankara
McClelan, J.,Dorn, H. (2008) Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji, (Çev. Haydar Yalçın) Arkadaş Yay. Ankara
Kurt, E. (2014) TRT Çocuk Kanallarının 4-6 Yaş Grubu Öğrencilerinin Dil Gelişimine Etkisi Hakkında Öğrenci, Öğretmen ve Veli Görüşleri, KTU Eğitimi Bilimleri Enstitüsü Yayılanmamış Yüksek Lisans Tezi
Ungan S.,Arıcı, F. (2011) Çocuk Edebiyatı Türleri ve Çocuk Edebiyatına Katkıları, Ed. Tacettin Şimşek, Kuramdan Uygulamaya Çocuk Edebiyatı El Kitabı, Grafiker Yay. Ankara

📆 20 Haziran 2015 Cumartesi 01:05   ·   💬 0 yorum   ·  
Folklor Akademi Dergisi

YAZARLAR

SÖYLEŞİ

ANKET

Sitemizi nasıl buldunuz?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

BAĞLANTILAR