MENÜ ☰
Çocuk ve Genç » Duyuru, Manşet, Yazarlar » CANKURTARANIN ARKASI / Feyza HEPÇİLİNGİRLER
Feyza HEPÇİLİNGİRLER
Feyza HEPÇİLİNGİRLER
Tüm yazıları için tıklayınız.
CANKURTARANIN ARKASI / Feyza HEPÇİLİNGİRLER

RAF977 ambulance, illustration from a technical drawing.
Dün bindiğim taksi, bir ambulansın (“cankurtaran” derdik eskiden. Ne güzeldi!) peşine takılıp ona açılan yoldan ilerlemeye başlayınca yeniden o an, o sahne canlandı kafamda. Babam kalp krizi geçirmişti. Bir cankurtaranla hastaneye yetiştirmeye çalışıyorduk. Pazartesi sabahının yoğun trafiği yolları kilitlemişti. Üstelik biz yazın son günlerinin tadını çıkarmak isteyen tatilcilerin yolunu kullanmak zorundaydık. Şoförlerin yolu açmakta ne kadar isteksiz davrandığı gördükçe sinirden deliye dönüyordum. Derken o açıkgözleri fark ettim. Cankurtaranın geçtiği şerit, hiç çaba gösterilmeden ele geçirilmiş bir avdı sanki. Birbirilerine kaptırmamak için yarışıyorlardı. Hele siyah, son model bir BMW vardı ki arkamıza başka bir araba takılmaya kalksa panter gibi saldırıyor, ötekini kenara çekilmek zorunda bırakıp cankurtaranın arkasını kendisi için boşaltılmış bir yol gibi kullanıyordu. Arka camdan onları görüyordum. Hafta sonu kaçamağının keyfini sürdürmekte kararlıydılar. Adam bir eliyle direksiyonu tutuyor, ötekiyle kadının bacaklarını okşuyordu. Arada kadını kendisine çekiyor, göğsüne yatırıyor, saçına, yanağına, dudağına öpücükler konduruyordu. Babamın eli avuçlarımın içinde, onlara bakmamaya çalışıyordum; ama gözüm ikide birde arka cama kayıyordu. Bizi görmediklerini bildiğim halde bana, bizimle dalga geçiyorlarmış gibi gelmesini önleyemiyordum. Bir yandan kızmaya hakkım olmadığını düşünüp kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum; bir yandan önlerinde gidenin bir cankurtaran olduğunu umursamadıkları için öfkeleniyordum onlara. Yolu onlar için açık tutmakla yükümlü bir araç değildi takip ettikleri, bir canı ölümden kaçırıp yaşama tutundurmaya çalışan bir cankurtarandı. Yolu açan değil, bir canı kurtarmaya çalışan bir araç…

İnsanların bu bencilliklerine, keyfimin yerinde olduğu zamanlar tadını çıkararak yaklaştığım, dalgamı geçtiğim olmuştur. Sözgelimi, bir gazete bayiinin önünde sıranın bana gelmesini sabırla beklediğim bir sabah, yandan sokulup önüme geçen birinin paltosunu çekiştirip “Otobüs ne zaman gelir?” diye sormuştum. Şaşkınlıkla dönüp, “Ne otobüsü?” deyince, “Ben burada otobüs bekliyorum ya, o otobüsü soruyorum.” dediğimde adamın garip garip baktığını; artık o şaşkınlık yüzünden mi, hatasını anladığı için mi, her nedense kenara çekilip hakkım olan yeri bana bıraktığını anımsıyorum.

Belki de aynı gündü. İnsan kimi günler daha mı formda oluyor, nedir? Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçeceğim. Vapur, hareket saati gelmeden kalkmaz; ama motorlar vızır vızır… Her taşıtta sıranın başına oturup geçişi engelleyenler olur ya! Yaptıklarının bencillik olduğunu ya düşünmezler ya da umursamazlar. İşte öyle bir durum var yine. Ortasında uzun bir masa bulunan, karşılıklı iki kanepe olarak düzenlenmiş oturma yerinde şişman bir hanım, sıranın başına kurulmuş, oturuyor. Onu aşıp berisine geçmek olanaksız. Motor dolu, tek onun yanında, hem de üç kişilik boş yer var; ama hanım istifini bile bozmuyor. Benim elimde alışveriş torbaları, çantalar, soluk soluğayım. Gidip başında dikildim. Yana çekilir gibi yaptı; ancak açtığı aralıktan ben değil, torbalarımın herhangi biri bile geçemez. Dolmuşlarda, minibüslerde aynı durumu yaratanların değişmez bir mazeretleri vardır: “Ben yolda ineceğim.” Üsküdar motorundayız, yol diye bir şey yok. Önümüz, deniz. Ama ben büyük bir ciddiyetle kadına, “Siz,” dedim. “Yolda mı ineceksiniz?” Anında kavrayamadı; ama kalkıp geçişi açmayı akıl edebildi. Ben de içimi serinletmiş oldum.

Babamı hastaneye yetiştirmeye çalıştığımız o sabah başka ama… Yolda çok zaman yitirdiğimiz için babam öldü. Onu zamanında hastaneye yetiştiremedik. Bu ölümde, bir cankurtaranın geldiğini gördükleri halde yolu açmayan şoförlerin sorumluluğu büyük. Ötekilerin, kendi özel arabalarının içinde oynaşıp duranların ise hiç suçu yok. Ama ben onlara da en az şoförlere kızdığım kadar kızgınım hâlâ.

📆 30 Mart 2016 Çarşamba 17:29   ·   💬 0 yorum   ·  
Folklor Akademi Dergisi

YAZARLAR

SÖYLEŞİ

ANKET

Sitemizi nasıl buldunuz?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

BAĞLANTILAR